Ankara'da Hava
Ankara'nın Tarihi
Yaklaşık 2500 yılı aşkın bir geçmişe sahip olan ve tarihin altın
sayfaları içerisinde yer almış şekliyle pek çok uygarlığa da beşiklik
yapan Ankara'nın değişik konu başlıkları ile ele alındığı Ankara Tarihi
ve Kültürü Dizisi sekiz kitaplık bir set olarak hazırlanmıştır...
Ankara'nın tarihi ve kültürel zenginliklerini çeşitli yönleriyle
tanıtmak amacıyla hazırlanan ve geniş kapsamlı bir baş uc eseri
niteliğindeki Ankara Tarihi ve Kültürü Dizisi, aynı zamanda bu güne
kadar bilinmeyen bir çok eserin de tespit edilmesine vesile olmuştur.
Ankara Adının Kısa Tarihi
Ankara
adının nereden geldiği ile ilgili iki yazılı kaynak ve birtakım
efsaneler vardır. Bizanslı tarihçi Pausanias'a göre, Frigya'nın ünlü
kralı Gordios'un oğlu Midas'a bir gece rüyasında ilahi bir ses bir gemi
çapası aramasını ve bulduğunda da bir kent kurmasını emreder. Bu çapa
Ankara Kalesi'nin olduğu tepelerde bulunur. Bunun üzerine Midas buraya
gemi çapası anlamına gelen "Anker" adını vererek kenti kurar.
Bizanslı
Stephanos Byzantios'ın coğrafya sözlüğünde, Mısırlı rahip ve bilgin
Apollonius'un verdiği bilgiye göre, Galatlar bölgeye gelir gelmez Pontus
Kralı Mitridates Ariyabarzanes ile birlikte Mısırlılar ile savaşıp
onları denize kadar sürmüşlerdir. Kazanılan zafere karşılık Galatlara
kent kurmak için yer verildiği ve kurulan kente zaferin sembolü olarak
gemi çapası anlamına gelen Yunanca Anküra, Lâtince Ancyra (Ankira) adı
verilmiştir.
Görüldüğü gibi Ankara'yı Avrupalı iki kavmin kurduğu
söylenmektedir. Roma devrinde Ankara ve çevresinde basılan para ve
madalyonların üzerinde gemi çapası resimlerinin olması yukarıdaki
kaynakları doğrular niteliktedir. Bir efsaneye göre, Nuh'un gemisinin
çapası büyük tufanda buraya düşer ve daha sonraları da bulunan çapanın
yerine Ankara'nın kurulduğu söylenir.
Bizans kaynaklarında kentin adı Ankagra'dır. Batılı kaynaklarda ise Aghuridha ve Anguri (Yunanca koruk ve hıyar) olarak geçer.
Kentin
Selçuklulardan sonraki adı olan Engürü'nün ise, kentin çevresinde
yetişen üzümlerden dolayı Farsça üzüm anlamındaki engür'den geldiği
belirtilir. 12. yüzyılda Türkmenlerin gelmesiyle batılı kaynaklarda
Angora diye bilinir. 17. yüzyıldan itibaren Osmanlı Devleti'nde Ankara
olarak geçerse de yerli halk Angara derdi. Günümüzde bu isim
değişiklikleri Ankara ile son bulmuştur.
Ankara'nın tarihte
aldığı diğer isimler ise, Ankyra, Ancyre, Ankerium, Ankura, Ankariya,
Ang(k)ur, Ancora, Arikas, Engura, Engüriye, Angorah gibi olup ses düzeni
olarak birbirlerine oldukça yakın isimlerdir, islam tarihçileri ise
îmariye, tmadiye, Amudiye ve Beldeti Selasil olarak bahsetmişlerdir. Son
bir not olarak da, Hitit çivi yazılı kaynaklarında geçen Ankuva'nın
yanlışlıkla bir dönem Ankara olabileceği ileri sürülmüştür.
Ankara:
Ankara
ve çevresinin milyonlarca yıl önceki flora ve faunası, bitki ve hayvan
fosil kalıntıları Tabiat Tarihi Müzesi ve Anadolu Medeniyetleri
Müzesi/Ankara Bölümünde sergilenmektedir.
Tabiat Tarihi
Müzesi'nde sergilenen, Ankara/Koserelik'te bulunmuş 193 milyon yıl
yaşındaki dev bir Ammonoid (Mürekkep Balığı'nın atası) fosili ve
Ankara/Beşkonak'taki balık fosili Ankara ve çevresinin uzun yıllar önce
bir deniz olduğunu göstermektedir. Kazan İlçesi Güvenç mevkiinde
bulduğumuz denize ait midye benzeri ve deniz yıldızlan gibi organizmalar
da bu durumu desteklemektedir.
Anadolu'daki insan karakterli ilk
fosil primat kalıntıları Fikret Ozansoy tarafından Ankara'da bulunmuş
ve Ankara Pithecus Metai Ozansoy adı verilmiştir.
Ankara ve
çevresi tarih öncesi çağlardan itibaren sürekli olarak yerleşim
görmüştür. Ankara'nın bilinen tarihi Paleolitik Çağa kadar uzanmaktadır.
Bu döneme ait çeşitli eserlere Gâvurkale, Ergazi, Lodumlu ve Maltepe'de
rastlanmıştır.
Keçiören/Solfasol, Çubuk Çayı yakınındaki Eti
Yokuşu, Bağlum, Ayaş-Güdül yakınındaki Karalar ve Tuz Gölü'nün kuzey ve
doğu kıyılarında Alt Paleolitik dönem eserleri bulunmuştur. Mezolitik
Çağa ait eserler ise Macunköy'de ele geçirilmiştir.
Ankara Kalesi'nde yapılan çalışmalarda. Neolitik Çağa ait bir taş baka parçası bulunmuştur.
Ahlatlıbel
ile Koçumbeli'de Kalkolitik Çağ ve Tunç Çağına ait bulunan küçük saray
kalın tilan ise buralarda küçük prensliklerin olduğunu kanıtlamaktadır.
Ankara
çevresindeki vadilerde Tunç Çağına ait bir ya da birkaç höyük
bulunmuştur. Sincan, Atatürk Orman Çiftliği çevresi, Karaoglan,
Yalıncak, Karayavşan, Bitik ve Polatlı/Karahöyük bunlar arasında
sayılabilir. Bu dönemde yerleşik yaşamın başladığı, hayvanların
evcilleştirildiği ve tarımın yapıldığı bilinmektedir.
Kent
merkezindeki ilk yerleşmenin Ankara Kalesi'nin bulunduğu bölge olduğu
tahmin edilmektedir. İlkçağ kentleri için zorunlu olan üç koşul
Ankara'da mevcuttu. Güvenlik açısından ulaşılması zor olan sarp
kayalıklı tepe, gıda gereksinimi için Çubuk Ovası ve su için de Hatip
Çayı. Hİtitlerin Ankara'yı askeri bir garnizon olarak kullandıkları
sanılmaktadır. Her ne kadar kent merkezinde Hititlere ait hiçbir kalıntı
elde edilememişse de Mürted Ovasının yakınındaki M.O. 2000'e
tarihlendiriİen Bitik'te erken Hitit dönemine ait bir bitik vazosu ele
geçirilmiştir. Haymana yakınlarındaki Gâvurkale'de ise Hititlere ait
dinsel alan kabartmaları bulunmuştur. Aynca Karaoğlan,
Ayaş/Asarcık-Tekke, Polatlı/Karahöyük-Yassıhöyük, Etimesgut, Sincan,
Mogan/Hacılar, Haymana/Külhöyük ve Çubuk/Aktepe-Karadana'da Hitit
kalıntılarına rastlanmıştır.
Hitit İmparatorluğu"nun tarihe
karışmasından sonra kent ve çevresi M.Ö. 8-7. yüzyıllarda Frig
egemenliğine girer. Ankara'daki ilk önemli yerleşme Frigler döneminde
olur. Bu dönemin izlerine Augustus Tapınağı'nın duvarlarında rastlanır.
Friglerin ana tanrıçası Kibele'nin oturduğu tepenin bugünkü Hacı Bayram
Camii ve çevresi olduğu yapılan kazılarda bulunan Frig kalıntıları ile
gösterilmiştir. Geç Hitit ve Frig kabartmaları Atatürk Orman
Çiftliği/tren istasyonu, Bahçelievler, Gölbaşı ve Etimesgut'ta ele
geçirilmiştir. Ayrıca Atatürk Orman Çiftliği, Anıtkabir ve Bahçelievler
arasında Frig nekropolünü oluşturan birçok tümülüs bulunmuştur. Bulunan
bu eserler Anadolu Medeniyetler Müzesi ile ODTÜ Müzesi'nde
sergilenmektedir. Bunun yanında Ulus kazısı, Karaoğlan, Hacılar, Bitik,
Sincan höyüklerinde, Sincan/Tatlar, Ayaş/Gökler,
Beypazarı/Boyalı-Fasılkaya ve Güdül/Kirmir Çayı Vadisi'nin kaya
mağaralarında Frig eserleri görülmüştür. Bu döneme ait en fazla eser
Gordion'dadır.
MÖ. 696/695 yıllarında İran'dan gelen Kimmerlerin
Frigya'yı istilası ile Frig Krallığı yıkılır. Kimmerlerin geri çekilmesi
ile bölgede Lidyahlar egemenlik kurarlar.
Lidyalılar M.Ö. 547'
ye kadar hüküm sürmüşlerdir. Bu dönem kent. Kral Yolu üzerinde olması
nedeniyle ticari ve askeri bir merkez konumuna girmiştir. Ankara
doğudaki Perslerle ve batıdaki site devletleri arasında Önemli bir pazar
yeri olmuştur. Lidya Kralı Krezüs'ün M.Ö. 547' de Pers Kralı Kyros'a
yenilmesiyle kent Pers egemenliğine geçer. Yaklaşık 200 yıllık Pers
döneminde Ankara önemli bir ticaret merkezi olma konumunu korur.
Anadolu, Pers yönetiminde birçok satraplığa(valilik) bölünmüş ve
Ankara, Daskyleion Satraplığı'nda yer alrmştır. Persler Anadolu'da çok
önemli yol ağlan inşa etmişlerdir ve en önemlisi Kral Dareios Fin
kurduğu Kral Yolu'dur. Daha sonra Makedonya Kralı Büyük iskender
Anadolu'yu Helen dünyasına açmak için doğu seferine çıkarak M.Ö. 333
yılında Persleri tüm Anadolu'dan çıkarır. İskender Kral Yolunu Tuz Gölü
civarına kaydırdığı için Ankara bir süre ticari yönden önemsiz konuma
düşer. Ankyra adı yazılı kaynaklarda ilk kez Büyük iskender'in Asya
seferinde geçer. Büyük iskender Gordion'da ünlü düğümü keser ve daha
sonra bir süre Ankara'da kalır. Onun M.Ö. 323 yılında Babil'de ölümü
üzerine imparatorluk satraplıklara bölünürek, Ankara ve çevresi
Antigonos'un payına düşer. Bölge, M.Ö. 301' deki Ipsos savaşında
Antigonos'un ölümünden sonra, önce komutan ve satrap Lysimakhos' un ve
daha sonrada M.Ö.281'de Lidya'da Korupedion savaşında Lysimakhos'u yenen
I.Selevkos'un eline geçer, M.Ö. 278-189 yıllan arası Galatlann
egemenliğine girer. Galatlar Avrupa'da Kelt olarak bilinen Kuzey
Avrupa'dan Akdeniz'e kadar uzanan geniş, istilacı ve yıkıcı bir
kavimdir. 20.000 kişiyle hep doğudan batıya doğru bilinen göçlerin
tersine batıdan doğuya gelerek Sakarya ve Kızılırmak arasında daha sonra
Galatya adı verilen bölgeye yerleştiler. Galatlann üç kolundan biri
olan Tektosag'lar Ankara'ya gelerek kendilerine başkent yaptılar. Diğer
İki kol Pessinus (Sivrihisar/Ballıhisar) ve Tavium
(Yozgat/Büyüknefes)'a yerleştiler. Ankara'nın belgelere dayalı düzeni
Galatlarla başlar. Ankara'nın bu aralar çok geliştiği bilinmektedir.
Sivrihisar
yolundaki Karalar (Asarkaya), Bağlum/Hisartepe, Sincan- Yenikent/Yeni
Kayı-Akçaören-Esenler, Ayaş/Tiske- Canılh-Karalar,
Polatlı/Basrikale-Hisarlıkaya ve Beypazan/Tabanoğlu-Dikmenkale'de
Galatlara ait kale kalıntıları bulunmuştur.
Galatlar Romalılara
karşı düşmanca tutuma girince M.Ö. 189'da Romalı General Vulso onları
yapılan savaşta yendi ve yapılan barış anlaşmasıyla Ankara'yı tekrar
Galatlara bıraktı. M.Ö. 168' de Bergama(Pergamon) Krallığı Ankara'yı
istila etti. Romalılar tekrar harekete geçince geri çekildiler. Daha
sonra Pontus Krallığı istila etti. Bunun üzerine yapılan savaşta
Romalılar Pontuslan yendi.
Tüm bu karışıklıklardan sonra Roma İmparatoru Augustus M.Ö. 25' de Galatya'yı Roma'ya bağladı.
Ankara'run
en parlak dönemi Roma împaratorluğu'nda Galatya eyaletinin başkenti
olmasıyla başlar. Metropolis yani Anakent unvanı alır. Doğu Roma'nın
merkezi İstanbul, Ankara ise dinlenme kenti olmuştur. Kent askeri açıdan
stratejik bir öneme sahipti. 600 yıl bölgeye hakim olurlar, ilk
yıllarda kentin yönetimini Galat prenslerine bıraktılar. Kent Roma
döneminde bir Çok yapılarla donatıldı ve diğer Roma kentlerinde olduğu
gibi 12 semte (fiile) bölündü, içişlerinde bağımsız ve demokratik
olarak, halk tarafından seçilen meclislerle yönetildi. Bu dönemde kentin
alt yapısı tamamlanmış ve Elmadağ'dan taş borularla su getirilmiştir.
Tahıl üretimi, dokumacılık ve hayvancılık alanında büyük gelişmeler
sağlanmıştır. MS. 3. yüzyılın başında imparator Caracalla kale
duvarlarını onartmıştır. 4. yüzyılın ortalarına doğru Hıristiyanlığın
yayılmasıyla kent, dini bir merkez olup 314 ve 358' de Saint Synode
adıyla kurulan Hıristiyanlık Meclisinin önemli dini kararları almasında
rol oynamıştır.
M.S. 3. yüzyılda Penslerin ve Gotların
Anadolu'ya akınları sonucunda Roma İmparatorluğu eski gücünü yitirdi.
Kentteki yapıların çoğu tahrip oldu ve kıtlık ortaya çıktı,
imparatorlukta oluşan sosyal ve ekonomik çöküntü kentin çevresinin
surlarla çevrilmesine neden olmuştur. M.S. 395'te İmparatorluk ikiye
ayrılınca doğuda Bizans egemenliği başlamıştır.
Bizans döneminde
Ankara askeri ve ekonomik açıdan yine önemini korudu. Dokumacılık ve
ticaret gelişti. M.S. 622'de Sasanilerin daha sonraları da Arapların
saldırılarına uğradı. M.S. 806'da Harun-el-Reşit ve 839'da El-Mutasin'in
yağmalarına maruz kaldı. Bu kısa süreli ele geçişlerden sonra
Bizanslılar tekrar duruma hakim oldular. 11.yüzyıla kadar bir barış
dönemi oldu ve ticaret daha da gelişti.
11.yüzyılın ilk yarısındaki veba salgını, deprem ve kıtlık kentten göçlerin olmasına neden olmuştur.
1071
yılında Selçuklu Sultanı Alpaslan Malazgirt'te Bizans imparatoru
R.Diogenes'i yendi. Ankara 1073 yılında ilk kez Türkler tarafından
alındıysa da bu egemenlik (asa sürdü. Bizanslılar, Danişmentliler ve
Selçuklular arasında kent birkaç kez el değiştirdi. 1101'de Haçlılar
sırasında Bizanslılar, 1127'de Danişment Beyi Emir Gazi ve daha sonra
oğlu Mehmet Gazi ve son olarak da 1143'de Selçuklu Sultanı I.Mesut
tarafından ele geçirildi. 1155'de I.Mesut'un Ölümü üzerine oğlu Şahinşah
başa geçtiyse de kardeşi U. Kılıçarslan'a 1169 yılında yenildi. Sonuçta
II.Kılıçarslan Anadolu'da Selçuklu Devleti'nin birliğini sağladı.
Selçuklular
döneminde özellikle 1219-1237 yıllan arasında Alaaddin Keykubat'm
hükümdarlığı sırasında Ankara parlak günler yaşamıştır. Kent askeri ve
ekonomik yönden yeniden canlandı. Kale'yi onarttılar ve günümüze kadar
gelen birçok Önemli eserler bıraktılar.
II. Kjlıçarslan ülkesini
Ölmeden önce oğulları arasında paylaştırdı. Muhiddin Mesut'un payına
Ankara düştü. 1192'de babalan Ölünce Tokat'ta bulunan kardeş Rükneddin
Süleyman yaklaşık 3 yıl Ankara Kalesi'ni kuşattıktan sonra 1204'de
Kale'yi ele geçirdi. Oğullan île birlikte Muhiddin Mesut'u öldürdü. Beş
gün sonrada kendisi öldü. Daha sonra sırasıyla III.Kılıçarslan ve
Gıyaseddin Keyhüsrev'in idaresine girdi. Keyhüsrev öldükten sonra
Alaaddin Keykubat 1210 yılında Ankara'ya geldi ve kardeşi Izzeddin
Keykavuş'un ölümü üzerine 1219 yılında sultan oldu.
13. yüzyıldan
itibaren Moğolların ve ilhanlıların saldırılan sonucu tüm Selçuklu
kentlerinde olduğu gibi Ankara da çok zarar gördü.
1243'de
Selçuklular Kösedağ Savaşı'nda Moğollara yenildi. II.Gıyaseddin
Keyhüsrev Ankara Kalesi'ne sığınmak zorunda kaldı. Anadolu'da
Selçukluların güç kaybı devam etti. Selçuklular, ilhanlılar, İlhanlı
valilerinden Eratnaoğulları ve Ahiler arasında kentte devamlı yönetim
değişiklikleri oldu. 1304'de Ankara Moğolların İdaresine girdi ve Ahi
Beyleri Moğolların denetiminde idareyi ele aldılar.
Orta Asya'nın büyük kentlerindeki esnaf ve zanaatkarlar Moğollardan kaçarak Anadolu'ya, özellikle de Ankara'ya gelmişlerdir.
Ahiler
döneminde ticaret gelişti. Sofçuluk ve dericilik kente özgü olarak önem
kazandı. Esnaf teşkilatı olan Ahilik bu dönemde kurumlaşmıştır.
1308-1341
yıllan arasıda ilhanlılar yönetimi ele almış ve tayin ettikleri
valilerle yönetmişlerdir. Sivas Valisi Alaeddin Eratna I342'de
Eratnalılar Devletini kurmuş ve Ankara bir dönem de onun belirlediği
valilerle idare edilmiştir.
1354 yılında Orhan Gazi zamanında
Süleyman Paşa tarafından Ankara Ahilerden savaşsız bir şekilde alınarak
Osmanlı Devleti'ne bağlanmıştır.
1402 yılında Anadolu'yu istila
eden Timurlenk, Yıldırım Sultan Beyazıd'ı Çubuk Ovası'ndaki Ankara
Savaşı'nda yendi. Daha sonra Beyazıd'ın ölümü ve Tİmurlenk'in çekilmesi
üzerine bir süre karışıklıklar yaşandı. Bu duruma 141 [ yıhnda Çelebi
Mehmet Ankara'yı alarak son verdi. Bundan sonra Ankara Osmanlılar için
hem askeri açıdan hem de sofçuluk, kunduracılık. debbağlık ve bağcılık
gibi ticari açıdan Önemli oldu. 16.yüzyılda Kanuni devrinde eyalet
sistemi kurulurken bir süre Anadolu eyaletinin merkezi oldu. Daha sonra
eyalet merkezi Kütahya'ya nakledilince 1413'de sancak merkezi haline
geldi. Bu arada şehrin nüfusu ve mahalle sayısı arttı. 1555 yılında
Demschwam kent krokisini çizdi.
1558 yılında Şehzade Beyazıt
isyanı ve 17.yüzyılın başında çıkan Celali isyanları kente büyük zarar
verdi. 1623' de Abaza Mehmet Paşa, 1651' de Abaza Hasan Paşa ve 1652' de
İbiş Paşa'nın saldırısına uğrayan kentimiz huzuru Köprülüler devrinde
buldu. Daha sonraları da 1832-1833 yıllan arasında Mısır Valisi Mehmet
Ali Paşa'nın ordulan kente egemen oldular.
1836' da II. Mahmut
döneminde tekrar eyalet merkezi oldu. 1848-1850 ve 1855-1859 yıllan
arasında Bozok eyalet olunca Ankara Sancağı buraya bağlanmış, nihayet
1860'dan sonra yeniden eyalet merkezi olmuştur.
19.yüzyılın
ortalarından İtibaren Güney Afrika ve Kaliforniya'da tiftik keçisi
yetiştirilmesi ve dokumacılıkta makineleşmenin başlaması sof ticaretine
darbe vurmuştur.
1815 yılında büyük bir veba salgım ve 1847 yılında ise büyük bir kıtlık baş göstermiştir.
1839'da
ilk defa Prusyalı subay Freih Von Wincke kentin detaylı bir planını
hazırlamış ve 1869'da ilk matbaa açılmıştır. 1892'de demiryolları kente
ulaşmış ve 1917 yılında çıkan büyük yangın bir çok mahallenin yanmasına
neden olmuştur.
Kentte arka arkaya oluşan bu olumsuzluklar 27
Aralık 1919 yılında Mustafa Kemal'in Ankara'ya gelmesiyle
noktalanmıştır. Kurtuluş Savaşı sürecinde 23 Nisan 1920'de Büyük Millet
Meclisi açıldı. 13 Ekim 1923' de Ankara başkent ilan edildi ve 29 Ekim
1923'de de Türkiye Cumhuriyeti kuruldu. Cumhuriyetin ilk yıllarında
Ankara bozkırın ortasında çorak, balcımsız, sıtmalı bir kasaba
görünüşlü kentti. Yaklaşık nüfusu 30. 000 dolaylanndaydı. Ankara aradan
geçen 80 yıl sonrasında hızla gelişerek modem ve çağdaş bir kent
olmuştur.
Yazarlar
Ankara Telefon Rehberi
Sitemizdeki Yazı,Resim ve Haberlerin Her Hakkı Saklıdır . İzinsiz ve Kaynak Gösterilmeden Yayınlanamaz . Copyright 2009 ankaraport.net ©