Hiti : 12664
Nuray Mert
MİT olayı...
Bir yanda siyaset sınıfı, diğer yanda iktidar, Emniyet, şu veya bu kurum
ile yakın iletişimi olan onca insanın bile daha henüz dişe değer bir
yorum yapamadığı bu olay, bizim gibi fanilerin kolayca çözeceği, hatta
iddialı yorumlar yapabileceği bir olay değil. Bana kalsa, ortalık bu
kadar toz duman iken üzerine yazı bile yazmak istemezdim, ama o da
olmaz, hem tüm Türkiye
bu olayı konuşurken hiçbir şey söylememek lüksümüz yok, hem yorum
yapmamak türlü manaya çekilir. Yine de, ben bu aşamada, sadece ortaya
atılan tez ve yorumları değerlendirmeye çalışacağım.
Birçokları, açıkça ortada olan, MİT-Emniyet çekişmesinin ardında cemaat ile iktidar çekişmesine işaret ediyor. Daha doğrusu birçokları ‘cemaat’i telaffuz edemeyip, ima
veya tarif ediyor. Nitekim, uzun süredir böyle bir çekişme olduğu
üzerine ‘kulaktan kulağa’ oynanıyordu. Hatta, iktidara muhalefet
edenlerin, böyle bir muhtemel çekişmeye ‘umut’ bağladıkları bile
gözlenebiliyordu. Samimi olarak söylüyorum, ben bu spekülasyonları
anlamlandırmakta öteden beri zorlanıyorum.
Güçlü bir iktidar partisi içinde kişiler de, farklı grup ve çevreler de
birbiri ile güç mücadelesine girebilir, buraya kadar olanı tamam.
Ancak, ben ‘cemaat’ denilen çevre ile iktidar partisi arasında kolay
sınırlar çizileceğini hiç düşünmedim. Zira, bu çevrelerin, değer
dünyaları da siyaset anlayışları da, büyük ölçüde birbiri ile örtüşüyor.
Aynı iktidar çerçevesi içinde yer alan, farklı grup ve çevrelerin
aralarındaki ayrışma ancak çok önemli konularda ve çok ciddi ölçüde
olmalı ki, bu ölçekte bir çatışma çıksın, ben bu ölçekte bir ayrışma izlenimi edinemiyorum.
Diğer taraftan, ‘cemaat’ denilen çevrenin şeffaf bir yapısı olmaması
dolayısı ile fazlasıyla gizemli ve spekülasyona açık bir halde olması,
kimden bahsettiğimizin tam da belli olmaması, konuyu tartışmamız önünde
ciddi bir engel. Doğrudan ‘cemaat’i işaret eden yorumcuların bile, bu
tabiri telaffuz edememesi, doğru dürüst bir tartışma yürütmeyi imkânsız
kılıyor. Her taşın altında bu çevrenin parmağı olduğuna inananlar
dışında kalanlar bir yana, neden herkes ‘cemaat’ denilince bu denli
ketum davranır, bunu da anlamak mümkün değil. Bu bir tür korunma tavrı
ise, bence tam tersine, bu tür tutumlar, ‘her taşın altında cemaat var’
mitini sadece güçlendirmeye yarıyor.
İkinci büyük tez, Kürt meselesinde ‘güvenlikçi’ ve ‘müzakereci’
anlayışlar arasında çatışma yaşandığı yönünde. Bu iddia da, meseleyi tüm
boyutları ile anlamamıza yardımcı olmuyor, zira MİT’e sahip çıkan ve
dolayısı ile ‘müzakereci’ anlayışı temsil ettiği iddia edilen iktidar
çevreleri, hiç de müzakereci bir siyaset izliyor değiller. ‘Cemaat’e
yakın olarak bilinen bazı gazetecilerin bir süredir, iktidarın Kürt
siyasetine eleştiri yönelttikleri doğru ama, bunlar güvenlikçi ve
müzakereci çevrelerin, farklı anlayışlar olarak saflaştığına dair net
işaretler olmaktan uzaklar. Bu değil, kurumlar arası çatışma deseniz,
tam bir siyasi kriz yaratan olayın boyutları, bu çerçeveyi çoktan aşmış
vaziyette.
Olayın arkasında İsrail’in (ve hatta başka uluslararası ellerin) Hakan Fidan’ı
hedef alması olduğunu söylemek, hepsinden daha sorunlu. Çünkü bu iddia,
İsrail’in (veya diğerlerinin) Türkiye’deki elinin çok geniş ve rahat
olduğu imasına varır, bu türden bir imayı iddia sahipleri de sahiplenmek
istemezler. Bu krizin Suriye’de
artan gerilim ve müdahale olasılığı esnasında patlamasını, kuşkusuz,
uluslararası siyaset ilişkilerini de dikkate alarak yorumlamak gerekir.
Ancak bu da çok bilinmezli bir denklemi çözmeyi gerektiriyor, bunu
yapmak mümkün olsa bile, şu anda imkânsız. Dahası, böyle bir
değerlendirmenin, İsrail-Hakan Fidan gibi dar bir açının sınırları
içinden yapılması fazlasıyla yanıltıcı olur.
Ve nihayet, bu denli büyük ölçekli bir kriz hakkında, bu ülkeyi
yönetenler de dahil olmak üzere herkesin kafasının bunca karışık olması
olayın dar kapsamlı değil, çok boyutlu ve sıkıntılı bir sürecin işareti
ve habercisi. İşin en kaygı verici yanı da bence burası.
NOT: Yıllık iznimin bir bölümünü kullandığımdan yazılarıma kısa bir süre ara veriyorum.
Yazarın Diğer Yazıları