Yeni İddianın Çöküşü
Ayhan Yalçınkaya

Ayhan Yalçınkaya

Yeni İddianın Çöküşü

02 Ağustos 2016 - 19:28 - Güncelleme: 02 Ağustos 2016 - 19:40

“Gülen, Türk devletine ve Türk Milletine son yüzyılda en büyük ihaneti yapan

satılık bir haindir”

“Fethullah Hoca Türkiye’de bir fenomendir, kimsenin görmezden gelemeyeceği bilge bir adam. Fakir halkın çocuklarının okuması için sonsuz gayret gösteren biri. İyi şeyler yapıyor. İnsanlar mesailerini, paralarını bireysel dünyanın görkemlerine harcarken, Fethullah Hoca Türkiye’nin ve dünyanın her yerinde okullar açıyor. Önce eğitime hizmet veren herkesi sonsuz saygıyla selamlıyorum. Fethullah Hoca, Türk toplumunun temel değer sistemine ve milletin, devletin daha da güçlenmesine katkı yapan bir kişidir. Saygıyla izliyoruz.”

Bu iki yaklaşım da aynı kalemden çıktı. İkisi de CHP grup Danışmanı Muhammed Çakmak’a ait. Bu yaklaşımdan şöyle bir sonuç mu ortaya çıkıyor:

Fakir halkın çocuklarının okuması için sonsuz gayret gösteren, iyi şeyler yapan, milletin ve devletin daha da güçlenmesine katkı yapan Fetullah Gülen , devlete ve millete son yüzyılda en büyük ihaneti yapan satılık,vatan haini bir fenomendir.

Eğer böyle bir sonuç çıkıyorsa bunu yazanın beyin devreleri yanmış demektir. Böyle bir sonuç çıkmıyorsa iktidar partisinin neredeyse tüm unsurlarının başına gelen “kandırılma” olayı Muhammet Çakmak’ın da başına geldiyse bunu da açıklaması gerekir. Muhammed Çakmak’ın kişisel virajı sadece O’nu ilgilendirir normal şartlarda. Ancak taşıdığı CHP ünvanı nedeniyle bu yazıya konu olmuştur.

CHP 2010 yılında doğal olmayan yollarla bir genel başkan değişimine gitmiş ve o günden sonra eski iddialarıyla “hesaplaşan” bir parti haline gelmiştir. İktidar olmanın önündeki en büyük engelin partinin neredeyse bir asırdır taşıdığı ilerici, devrimci iddialar olduğu yanılgısına düşülmüş ve bu yolda eskiye dair ne varsa silinip atılmaya çalışılmıştır. Muhammet Çakmak o “yeni” iddianın ürünüdür.

İki ana konu partinin önündeki engel olarak görülmüştür. Bunlardan birisi partinin ulus devlete sahip çıkan, O’nu ilerici bir yapı olarak gören ve hatta ulus devleti , emperyalizmin toplumları kavim kavim , mezhep mezhep ayrıştırarak “kimlik” devletleri kurmasının önünde bir direniş merkezi olarak gören “milliyetçilik” iddiasıdır. Diğer ise her türlü inanca/inançsızlığa karşı devlet aygıtının “eşit uzaklıkta” olması gerektiğini savunan, başı açık veya kapalı tüm kadınların özgürleşmesinin ve demokrasinin teminatı olan laiklik iddiası.

Bu iki iddia CHP’nin iktidar olmasının önündeki engeller olarak görüldü. Oysaki bu iki iddia sadece CHP’nin değil Türkiye Cumhuriyeti’nin de kolonlarını oluşturuyor. Bunlardan biri yıkılırsa diğeri ayakta duramaz ve sonuç olarak devlet yıkılır. Devletin yıkıntısının altında kalan da Millet olur. Oy alma şehvetiyle “yeni” söylemleri hayata geçiren parti bu söylemlere uygun transferleri de tabandan gelen tüm itirazlara rağmen gerçekleştirdi. Bu transferlerden biri de din sosyoloğu olan Muhammet Çakmak oldu.

Farkında olmadan/farkında olarak CHP Siyasal İslam’ı kontrol altında tutmaya çalışırken O’nun kontrolü altına girdi. Yargıdaki cemaatçi yapılanmaya karşı gözlerin kör kulakların sağır olmasının sebebi burada gizli. Laiklik yerle bir edilirken onu tehlikede görememenin nedeni budur. Hiçbir komplo teorisine savrulmadan bakacak olursak “oy alma şehvetinin gözleri kör eden etkisi” diye yorumlayabileceğimiz tüm sapmalar ülke adım adım uçuruma sürüklenirken koca partiyi reflekssiz hale getiriyordu.

Şimdi tartışılan konu cemaat CHP’ye de sızmış mıdır? Çok net ifade ediyorum. Cemaat CHP’ye sızmıştır. Cemaat özellikle ideolojik olarak CHP’ye sızmıştır. İktidar olamamasına rağmen kendi kimliğiyle ideolojik birikimiyle gurur duyan bir tabana gurur duyduğu ne varsa ondan utanması gerektiği bir ideolojik hegemonyayla dayatılmıştır. Cemaat denilen yapının önündeki en büyük teorik engelin Cumhuriyetin temel değerleri olduğu bu darbe girişimi vesilesiyle bir kez daha ortaya çıktığına göre demek ki cemaatin önündeki en büyük engellerden biri de bu değerleri savunan CHP olmuştur. CHP bu değerleri savunmadığı zaman bir engel olmaktan çok farkında olmadan/farkında olarak cemaatin hedeflerine yardımcı olmuş olacaktır.

“Dindarlarla barışma” adı altında CHP’ye transfer edilen akademik camiadan bir çok isimden sadece birisidir Muhammet Çakmak. Gülen hakkındaki açıklamaları, yurt içi ve yurtdışı toplantılarıyla cemaatle CHP’yi yakınlaştırma çabaları “dindarlarla barışma” saçmalığının bir sonucu olarak ortaya çıkmıştır.

Oysa ki barış kelimesi bir savaşın sonunda söylenir. CHP dindarlarla hiçbir zaman savaş halinde olmamıştır. CHP’ye oy veren kitlenin “dinsiz” olduğu algısını yaratan çevrelerin yalanlarıyla , o yalanları doğru kabul ederek utanarak sıkılarak mücadele etmek sonuç getirmez. O yalanları kabul etmek o yalanlara teslim olmaktır. %99’u Müslüman olan bir ülkede %26 oy alan bir partinin tabanına “dinsiz” etiketi yapıştırmak öncelikle matematike saygısızlıktır. Eğer %26 dinsizse bu toplumun %99’u Müslüman değildir. Eğer %99’u müslümansa o zaman %26 dinsiz değildir. Koskoca İzmir kentini “dinsiz” mi kabul edeceğiz bu durumda. CHP hızla bu saçmalıktan uzaklaşmak zorundadır.

CHP’nin kavgası dindarlarla değil “gericiler”ledir. Partiye transfer edilen gericiler eliyle irticayla mücadele edilmez ona teslim olunur.

Aynı konu Kürt politikası için de geçerlidir. “Kürtlerle barışma” politikası gereği transfer edilen ve kürt halkından çok HDP çizgisine yakın olan isimler de CHP’nin “milliyetçilik” ilkesinin bir ırk milliyetçiliği olmadığını bildikleri halde onun ortadan kaldırılması için var güçleriyle mücadele etmişlerdir. CHP’nin Kürtlerle bir savaşı hiçbir zaman olmamıştır. Ortada bir kavga vardır ama o kavga Kürtlerle değil, PKK iledir. “Barış” politikası gereği yapılan transferlerin de hedefi CHP’yi Kürtlerle değil PKK iddialarıyla barıştırmak olmuştur. İktidarın PKK ile aynı masada oturarak hayata geçirdikleri açılım sürecine parti tarafından verilen “sınırsız kredi” bunun sonucunda ortaya çıkmıştır.

Şimdi konu ciddidir. Yeni bir darbe senaryosundan, iç savaş senaryosuna kadar felaket kurguları yazılmaktadır. Her yazılan senaryoda Türkiye’nin çöküşü konuşulmaktadır. CHP’ye düşen görev İstiklal Harbinde düşen görev kadar değerli ve önemlidir.

Yıllarca partisinin başarısı için mücadele etmiş ve bunu yaparken ağır bedeller ödenmiş ve ödediği bedelleri asla bir şikayet vesilesi olarak görmemiş binlerce parti emekçisinden biri olarak Sayın Genel Başkan’a çağrımdır:

Hiçbir devlet kurumundan “ihbar” beklemeksizin hızla, sizi, Ekmeleddin İhsanoğlu gibi bir Siyasal İslamcı’yı Cumhurbaşkanı adayı yapmak zorunda bırakan dinamiklerden uzaklaşınız.

Bu dinamiklerin parti içindeki uzantılarını (her 10 CHP’liden 9’u bu isimleri biliyor) hızla partinin etkin makamlarından uzaklaştırınız. Ben bir tanesini yazmış oldum.

CHP’nin “eski” iddialarının “eskimemiş” olduğu ortaya çıktığına göre , partinin danışmanlık kadroları eliyle “liberal sol””özgürlükçü sol” adı altında partiyi kendi tabanına yabancılaştıran açılımlarını elinizin tersiyle itiniz.

Yeni dönemde çok güçlü örgütlere ihtiyaç duyulacağı için , sadece üst kurul delegelerini sıkı markajda tutması için oluşturulan kimi örgütleri hızla yenileyiniz.

Abant Platformu benzeri kimi toplantılarda cemaate yakın veya uzak ancak CHP’ye kesinlikle uzak akademisyenlerle sık sık bir araya gelerek “arama konferansı” adı altında CHP’yi aramaktan artık vazgeçiniz. CHP kaybolmamıştır ve aramaya gerek yoktur.

Bu partiye “makam” için değil “vatan” için gelen binlerce parti emekçisinin mücadele azmine el uzatınız. Artık sorun “makam” değil “vatandır.

Kaynak : http://gelenekvegelecek.com/

Bu yazı 73253 defa okunmuştur .

YORUMLAR

  • 0 Yorum
Henüz Yorum Eklenmemiştir.İlk yorum yapan siz olun..

Son Yazılar