Temsilci...
Salih Ceylan

Salih Ceylan

Temsilci...

07 Mart 2015 - 22:33

Dünya üzerinde var olmayan bir ülke hayal edin. Dünya üzerinde var olmayan ülkelerle ikili ilişkiler içinde bilgi alışverişi yapar. Bu bilgi alışverişi temsilciler, elçiler aracılığıyla sağlanır. Devlet başkanlarının birebir görüşmesi, özellikle savaşların ortasında olan bir dönemde makul değildir. Makul olmamasının yanı sıra başkanlar görüşmeye korumalarla gidecektir ve bu bir güven sorunu oluşturacaktır. O yüzden bir elçi seçilmesi gerekir. Bu elçi itinayla seçilmelidir. Ülkeyi temsil eden bir birey olacağı için, onun gösterdiği şeyler ülkenin yapısını, isteklerini, kabul ettiği ve reddettiği şeyleri anlatacağı için temsilci, ülkenin gerçek bir timsali olmalıdır. Aklı başında yönetilen bir ülke bunları düşüneceği için çok uygun bir temsilci seçmelidir. Temsilci, ülke demek olacaktır.İkili ilişki kurulan dünya devletleri bunu böyle algılayıp ona göre kararlar vereceklerdir.

 

Bir ülke, ülke yönetiminin ve başkanının ülke ile ilgili iddia ettiği şeyler, ülkenin her antlaşmasına bağlı kaldığı, sadık bir müttefik olduğu ve ülke insanlarının da kaliteli, kültürlü ve saygılı insanlar olduğudur. Ülkenin başka bir dünya devletiyle ittifak etmesi ve bu sebeple ikili ilişki içine girmesi gerekir. Bunun için ülkeyi temsil edecek bir temsilci seçilmesi şart olur. Seçilen temsilci her şeyiyle ülkeyi temsil etmeli. Yani yönetimin ve başkanın ülke hakkında iddialı olduğu şeylere temsilci de sahip olmalı. Her antlaşmasına bağlıkalan, sadık bir müttefik imajı ve kaliteli, kültürlü ve saygılı bir insan modeli. Beklenen özellikler doğal olarak bunlar olmalıdır. Bunlara karşın seçilen temsilci gayet salaş, güvensiz, kalitesiz ve saygısız bir adamdır. İkili görüşme için diğer dünya devletinin temsilcisiyle görüşmeye gider.

 

Diğer dünya devletinin temsilcisi karşı temsilciyle konuşmaya başlayınca bir şaşkınlık içine girer. Ülke için iddia edilen, beklenen özelliklerle temsilcinin gösterdiği özellikler birbiriyle çok uyumsuzdur. Kafası karışır. Temsilciye soramaz, "Bu hal nedir?" diye. Uzun uzun konuşurlar. Bahsedilen ittifak hakkında, antlaşmaların maddeleri hakkında ve ülke insanlarının bekası için neler yapılacağıhakkında... Beklenen, istenilen cevapları alamayan diğer dünya devletinin temsilcisi kafası karışık, yönetime ve başkana durumu nasıl izah edeceğini bilemez halde ülkesine döner. Başkana ve yönetime durumu anlatır. "Tutarsızlık hakim başkanım, bize söylenenle temsilcinin tavrı birbiriyle uymuyor. Bu halde bu ülkeyle ittifak etmemiz bana göre mümkün değil." Başkan sorar, "Ya sen? Sen de tutarsız davrandın mı? Karşı ülkenin temsilcisi de seni tutarsız bulmuş olmasın? İstediklerimizi, devletimizin yapısını tam olarak anlatabildin mi?" Temsilci, "Bu dediğiniz tavra özen gösterdim başkanım. Onun iddia edilen özelliklerle olan tutarsızlığını gördükçe kendimi sorguladım. Kurduğum her cümlede iddia ettiğimiz şeylerle söylediğim şeylerin bir olup olmadığını kontrol ettim. Şerefim üzerine and olsun, ben tutarsızlık sergilemedim başkanım." Başkan, "Sana inanıyorum. Zaten sen bu yüzden bizim temsilcimizsin. Durum buyken o ülkeyle müttefik halinde olmamız mümkün değil. Bunun için ikinci bir görüşmeye gerek yok. Temsilciyi devlet başkanının ve yönetimin seçtiğini biliriz. O halde bu ülkenin iddia ettiği şeylerin bir önemi yoktur. Ülkenin ahvalini ve şeraitini gösteren esas unsur temsilcisidir."

Bu konuşma elçiye yeni bir ufuk açar. Başkanın temsilci hakkında söylediği şeylerden sonra düşündüğü şey şudur: "Her insan bir dünya devletidir ve insanın her davranışı da onun temsilcisidir."

Bu yazı 7180 defa okunmuştur .

Son Yazılar